Peygamberler şehri Şanlıurfa’nın köklü bir mirasa sahip olan kültür haritası içerisinde musiki de önemli bir yer teşkil eder. Şanlıurfa’nın dini, arkeolojik, folklorik ve diğer kültür değerlerinden bazıları yitip gitse de, musiki, yaşamak için direnmektedir. Urfa’nın zengin kültür birikimi; belgeleme, araştırma ve koruma planlarıyla değerlendirilmesi yapıldığında sadece ulusal değil, dünya kültür mirası açısından da önemli neticeler verecektir.
Balıklıgöl mevkiinde yapılan kazı çalışmalarında M.Ö. iki bin yıllarına ait bazı müzik aletlerinin bulunması Urfa musiki tarihinin dört bin yıllık olduğunu göstermektedir. Yalnız Urfa musiki arşivi üzerine yapılan çalışmalar ilmi temellere dayanılmadığından müziğimiz hakkında sağlıklı bilgilere ulaşamıyoruz. Bir dönem sayın Abuzer Akbıyık’ın gayretli çalışmaları sonraki nesle aktarılmadığından musiki kültür tarihimiz kaderine terk edilmiş vaziyettedir. Bu nedenle bir dönem medyada Urfa denilince Arabesk Muzik ile anılır olmuştur.
Daha sonra postmodern kültürün etkisi ve televizyonların yaygınlığıyla Urfa Sıra Geceleri ve gazelhanlar medyamızda yer almış oldu. Beğenilen konuşulan, izlenen ve dinlenen bir film olan Eşkıya’da yer aldı Sıra Gecelerimiz. Daha sonra “Nice bu hasret-i dildâr ile giryân olayım” sözleriyle başlayan gazelle başlayıp “Urfa’nın etrafı dumanlı dağlar, yüreğim yanıyor aney, gözlerim ağlar.” gibi Urfa türküsüyle devam eden sıra gecelerimiz vardı. Şimdilerde bu kültür biraz alaşağı edilmiştir.
Urfa musiki kültürü hakkındaki bu kısa fasıldan sonra asıl mevzuya girmek istiyorum. Geçtiğimiz hafta sevgili dostumuz Cevat Akkanat, Milli Gazetedeki yazısında “Urfa’ya Paşa Geldi.” Türküsünden bahseder. Hayatında sadece geceleri mezarlıklarda geçerken türkü söyleyen dostumuz Cevat Akkanat’ın diline bu türkümüz nerden dolandı bilmiyoruz..Cevat bey bu türküyü söylemekle kalmıyor bir de türkü üzerinde derin bir araştırmaya giriyor.
Yıllar önce bir şiir gecesi öncesinde Urfa sıra gecesinde ağırladığımız Cevat Akkanat, gecede söylenen türkülere hayranlığını gizleyememiş olacak ki bu “Urfa’ya Paşa Geldi.” Türküsünü derinlemesine araştırıyor. Fakat araştırması dillere destan bir şekilde yapan Cevat Bey türkünün aslında bir Van türküsü olduğunu idda ediyor.
Araştırmasını muhtemelen Bursa İl Halk kütüphanesinde yapan Cevat Akkanat’ın eline bir dönem TRT’nin kaynak kişiler ve kaynak eserler kitabı geçer. Oldum olası o çalışmaya muhalif olmuşumdur. Bir dönem TRT Türk Halk müziğine kaynak eser kazandıralım derken yalan yanlış birçok bilgiyi repertuarına ekledi. Muzaffer Sarısözen’in başını çektiği bu güruh, Karacoğlan, Köroğlu gibi ozanların türkülerini başkalarının adına kaydettikleri gibi Sivas türküsünü Erzurum, Elazığ türküsünü Kerkük yöresine ait olduğunu kayıtlara geçirecek kadar talihsiz çalışmalara imza atmışlardır.
Büyüklerimiz “Urfa’ya Paşa Geldi.” Türküsünün hikâyesini bilirler. Vaktiyle Urfa’ya bir paşa gelir. Muhtemelen bu paşa 2. cumhurbaşkanımız sayın İsmet İnönü’dür. Paşanın Urfa’ya gelişi bir efsaneye dönüşür. Nasıl ki Harran’a suyun gelişi “Aney kalk bir zılgıt çal, Urfa’ma su geliyor.” Türküsüyle efsaneleşmişse bu olayın hatırasına da bir türkü yakılır.
Türkü şöyledir:
Urfa’ya paşa geldiTahta Tamaşa Geldi Bir Elim Yar Kolunda Bir Elim Boşa Geldi
Hani Mendilim Hani Durmaz Parmağın Kani Benim Sevdiğim Sensin¼br /> Senin Sevdiğin Hani
Urfa Urfa İçinde Kavruldum Yağ İçinde Ellerin Yari Gelmiş Bizimki Yok İçinde
Hani Mendilim Hani Durmaz Parmağın Kani Benim Sevdiğim Sensin¼br /> Senin Sevdiğin Hani
Türkü gerek kelimeleri ve gerekse de okunuşu itibariyle tamamen bir Urfa türküsü olduğu halde neden bu arkadaşlarımız türküyü Van türküsü yapmıştır. Efendim konu çok basit. Vaktiyle vatani görevini Urfa’da yapan Vanlı bir askerden bahsedilir. Bu askerimiz aynı zamanda bir halk ozanıdır. Türkü kışlada dillendirildiği için bu Vanlı asker de bu türküyü ezberler ve her fırsatta söyler. Askerliği bittikten sonra Van’a giden bu askerimiz davet edildiği meclislerde bu türküyü söylemeye başlar. Derken o zaman bizim muhteşem TRT’ciler gelir Van’a. Burada repertuara Van yöresine ait türküleri derlerken ozanımızı da dinlerler ve “Urfa’ya paşa geldi.” Türküsünü Van türküsü diye kayda geçerler. Acizlikler insanoğluna mahsustur sözü gereği; “Paşa neden Van’a değil de Urfa’ya geldi.” diye bir soru sorasım geliyor. Mesela “Mardinkapı şen olur, dibi değirmen olur.” türküsü Mardin’e mi aittir sorusunu aklımıza gelir mi. Hayır diyeceğiz, çünkü bu kapı Mardin’de değil Diyarbakır’da vardır. Türkünün diğer mısralarından da Diyarbakır havası kendini ortaya koyuyor.
Gelelim türkümüze. Bu türküyü tekrar tekrar okduğumuzda, içeriğine baktığımızda Van kültürünü uzaktan yakından yansıtmıyor. Velev ki türkü Van’ın olsun, inanıyorum ki Vanlılar bu türküye sahiplenmez. O zaman gelin TRT repertuarındaki bu türküyü tekrar Urfa türküsü olarak yazalım ve adalet yerini bulsun diyoruz. |